14/8/2008 · Kategori: Bilim

1. Deve kuşlarının gözleri beyinlerinden büyüktür
2. Timsahların ağızlarını açma güçleri kapama güçlerinden daha azdır
3. Karınca deliklerinin girişi her zaman kuzey"e bakar
4. En zehirli hayvanın altın kurbağa olduğunu biliyor muydunuz?
5. Bir insanın damarları arka arkaya konulduğunda dünyanın çevresini 2 defa dönenecek kadar uzunluktadır.
6. Bir çift sineğin sadece nisan-mayıs aylarında bıraktıkları yumurtaların tamamından sinek çıksa idi, dünyayı 14 metre kalınlığında bir sinek tabakası kaplar
7. Nobel barış ödüllerinin kurucusu Alfread Nobel aslında dinamit yapımcısıydı
8. Dünyanın en soğuk yeri güney kutbu olup sıcaklık -80 ve -90 civarındadır
9. Tarihte en uzun hakimiyette kalmış sülale Osmanlı sülalesidir: 623 yıl
10. 1533 yılında Rusyada hakimiyete gelmiş IV.İvan'ın kendi yerinde gözü olduğu gerekçesiyle öz oğlunu öldürmüştür.
11. Tarantulalar zehiri annesinden alır annesi de ölürmüş
12. Fransa Kralı XIV.Ludvig zamanında yapılan Versay sarayında tuvalet yoktu.
13. Noel babanın kıyafetleri onu yıllar önce coca cola’nın yarattığı için kırmızıymış
14. Kargalar ortalama 120yıl yaşarlar
15. Bir insan 1'den 1 milyara kadar 12 senede sayabildiğini biliyor muydunuz...
16. Zürafaların ses telleri yoktur.
17. Bir insanın damarlarının uzunluğunun dünyayı 200 kere dolaşabileceğini biliyor muydunuz?
18. yetişkin biri günde ortalama 25.000kez nefes alır
19. Bugün hayatınızın geri kalan günlerinin ilk günü...
20. Balıklar olan her şeyi 10 dakika sonra unuturlar
21. Bir bardak kolada yaklaşık 32 küp şeker bulunur.
22. Okyanusun en derin yerine inmek aya gitmekten daha zordur...
23. Ortalama alınırsa her yıl eşekler tarafından öldürülen insan sayısı uçak kazalarında ölen insan sayısından daha fazla(minare)
24. Bir gerpard saate 125km hizlan kosar
25. Jackie chan dünyadaki bütün dövüş sporlarında dünya şampiyonudur
26. Eskiden Mısırlılar beyin ameliyatından sonra kafayı dikmek için karıncaları kullanırlarmış.Karıncanın bir yerine basınca ağzı açılıyormuş bizim Mısırlılar da bunları ameliyat ettikleri adamın kafa derisiyle yüzünü birleştirmek için kullanıyorlarmış. Zekiler naparsın ....
27. Bir insanın ortalama 3 yılının tuvalette geçirdiğini??
28. En büyük insan Koreli bir iş adamı boyu 3 .10
29. Dünyanın en hızlı hayvanının cheetah olduğunu?
30. Bir maymunun kolunda 25 milyon kıl vardır
31. Normal yaşam süresinde ölen bir insan hayatının 12 yılını uyuyarak,6yılını banyo yaparak,5 yılını yolda geçirir ve 30 yılını seks ile
32. Sanılanın aksine köpekler yeşil ve kırmızı rengi ayırt edebilirler, renk körlülüğüyle alakaları yoktur.
33. Biliyor musunuz bir elektrik kablosu ile bir kadının arasındaki eşitliyi???? İkisi çıplak iken tehlikelidir
34. ''Ünlü satranç ustası Kasparov saniyede 120 hamle düşünebilmektedir.'' ifadesi kesinlikle yalandır. Kasparov saniyede 2!! hamleden fazla hesaplayamadığını kendisi itiraf etmiştir
35. Filler fare gördüklerinde kaçmaktansa onu yemeyi tercih ederlermiş
36. Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir.
37. Hindistan'da oyun kağıtları yuvarlaktır.
38. Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu, bir günde 90cm. kadar uzuyor.
39. Bugüne kadar bilinen en ağır böbrek taşı 1.36 kg.
40. Uyurken, televizyon seyrederken yaktığımızdan daha fazla kalori harcıyoruz.
41. İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir..
42. Hapşırdığımız zaman, kalbimiz de dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımız bir an için durur...
43. Kadınlar erkeklere oranla, iki kat daha fazla göz kırpar...
44. Eğer Barby gerçekten yaşasaydı, vücut ölçüleri 97-72-82 cm olacaktı...
45. İnsanlar vücutlarında 300 adet kemikle doğuyorlar, ama yetişkin olduklarında bu sayı 206'ya düşüyor.
46. Külot giymediği için, Donald Duck'in çizgi filmlerinin Finlandiya'da oynatılması yasaktır...
47. Peru'da hiç umumi tuvalet yoktur..
48. Buckingham Sarayı'nda 602 oda bulunuyor.
49. Tom Sawyer daktiloda yazılan ilk romandır.
50. Mexico City her sene 25cm. kadar batıyor...
51. Ortalama bir buzdağının ağırlığı 20 milyon ton.
52. Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.
53. Çocuklar baharda daha fazla büyüyor.
54. İnsanlar beyinlerinin %10'unu kullanırlar.
55. Newton, yer çekimi kanununu fark ettiği zaman, 23 yaşındaydı.
56. Sağ elini kullanan insanlar, sol elini kullananlara göre, ortalama dokuz yıl daha fazla yaşıyorlar.
57. Bir insan hayatı boyunca, ortalama iki yılını telefonda konuşarak harcıyor...
58. 18 Şubat 1979 tarihinde sahra çölüne kar yağmıştı.
59. Bir big mac hamburgerin ekmeğinde, ortalama 170 adet susam bulunuyor.
60. Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda, her tepsiden bir zeytini kaldırarak, 1987 yılında, 40 bin dolar kâr etmiştir.
61. Ödemeli telefon konuşmalarının çoğu, babalar gününde ediliyor.
62. Sadece insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunurlar.
63. Galatasaray’ın Ankaragücüne attığı bir golde topa değen son 6 kişi Ankaragücü’lü futbolculardı.
64. Köpeklerin Gözleri Sadece Siyah Beyaz Görür Tıpkı Eski Türk Filmleri Gibi
65. Bir çocuğun ağzındaki mikrop sayısı köpeğin ağzındaki mikrop sayısından daha fazlaymış
66. Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir
67. Toprak solucanları dondurulduktan sonra, oda ısısında tekrar hayata döndürülebilir.
68. Brine karideslerinin yumurtaları kurutulduktan sonra dahi, tuzlu suda canlandırılabilir.
69. 1 erkek devekuşu 6 dişiyle 1 günde çiftleşebilir ,bütün dişiler aynı yuwada kawga etmeden yaşarlar,ve en önemlisi yavrular çıkana kadar yumurtaların üstünde erkek devekuşu oturur..
70. Zürafaların ses telleri yoktur
71. Bizler yani beyaz insanlar nasıl zencileri ve de Çinlileri (Japon falan da olabilir) birbirlerine çok benzetiyorsak, onlarda bizim için aynı şeyleri düşünmektedirler.
72. Kutup ayıları daha az enerji harcamak için(vucut ısılarını korumak için) arka ayaklarını ön ayaklarının izine basarlar.
73. İnsanlar her hapşırdığında kalbinin 0,8sn. durduğunu biliyor muydunuz?
74. Bir mayıs sineğinin ömrü sadece birkaç saattir.
75. Dünyada en derine dalan kuş türü imparator penguenleridir. Bu kuşlar yiyecek aradıkları sırada tam 255 metre derine dalarlar. yani bu kuşlar yaklaşık 18 dk nefessiz kalıyorlar!!!
76. Mikrobu ilk olarak mikroskop altında gören kişi Anton van Leeuwenhoek'tir.
77. Eğer bu hızla giderse dünyadaki kirlenme yüzünden bir kaç yüzyıl içinde yaşamın tamamen son bulacağını (tabii insanların gen haritasının bulunması da yaşamın sona ermesini engelleyemeyecek
78. Tüm dünyada yılda tam 16 Milyon tane fırtına çıkar.
79. Bir yılda gözümüzü tam 4 200 000 kez kırpıyoruz.
80. Sinekkuşları, saniyede tam 60 kere kanat çırparlar!
81. En büyük hücre devekuşu yumurtasıdır
82. Başkan John F.Kennedy,20 dakikada 4 gazete okuyabiliyordu.
83. Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı.
84. Günümüzdeki evliliklerin %50si boşanmayla sona ermektedir.
85. Bir okyanusun en derin yerinde,demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer.
86. Geçen 3500 yılın,sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır
87. Hİpopotamlar insanlardan daha hızlı koşarlar.
88. Mumyaların ayak parmakları tek tek sarılarak mumyalanmıştır
89. Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer Çin şehirlerinde büyük sellere neden olacak.Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.
90. Ev kazalarında ölenlerin ve yaralananların bir yıldaki sayısı trafik kazalarında ölenlerin sayısına eşittir.
91. Dünyada ilk defa bir Müslüman(Saadettin Teksoy) kutuplarda namaz kılmıştır.
92. Türkiye’de Mehmet adında 1milyon 229 bin kişi var
93. Bir okaliptüste yaklaşık 3 ton su vardır
94. Dünyada kıtalar her yıl birbirlerine yaklaşık 1 cm yaklaşırlar
95. Ege denizi eskiden büyük bir kıta idi oluşan depremler sonunda Ege denizi meydana geldi .
96. Kurbağaların zehirli bir böcek yuttuklarında(arı gibi) midelerini ağızlarından çıkarıp temizlediklerini biliyor muydunuz?
97. Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır.
98. Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.
99. İnek sütünün pH değeri 6'dır.
100.Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
11/5/2008 · Kategori: Bilim
Vücudumuzun ısısını korumasına kış aylarında
üzerimize giysiler giyerek biz yardımcı oluyoruz ama sıcak yaz
aylarında üzerimizde çıkaracak bir şey kalmayınca vücudumuz ısısını
nasıl ayarlıyor? Sıcak yaz aylarında vücudumuz ısısını terleme yolu ile
koruyor ve ayarlıyor. Beynimizde terlemeyi düzenleyen özel bir bez var.
Adı da ‘hipotalamus’. Ayrıca derimizin altında yumak görünümlü 2 milyon
ter bezi ve bu bezlerin her santimetrekaresinde 400 ince kanal var.
Çevre ısısının artması ile beyin, ciltteki ter bezlerini uyarır. Bu ter
bezleri de ince kanallar vasıtası ile, deri üzerine gözle görülemeyecek
kadar az bir sıvı salgılarlar. Cilt üzerine çıkan bu sıvı buharlaşırken
vücudun ısısını da alır. Aynen esen bir akşam rüzgarından, serinletici
bir fandan veya kapı önüne dökülen bir sudan sonra duyulan serinlik
hissi gibi cilt soğur.
Gözle görülen ve görülmeyen olmak üzere iki çeşit terleme vardır. Nefes
verirken bile terleriz. Bu arada çıkan su buharı gözle görülmez. Diğeri
de yüzümüzde, ensemizde ve özellikle koltuk altlarımızda yoğun olarak
bulunan ter bezlerinin salgıları sonucu oluşan terlemelerdir. Böylece
vücudumuzun bir şekilde soğuması sağlanmış olur. Aynı çevre ısısında
bazıları rahatsız olur ve aşırı terlerken, bazıları da bir rahatsızlık
belirtisi göstermez, hallerinden memnun otururlar.
Kimileri sıcak yaz günlerini severken, kimileri de kapalı, puslu kış
günlerini sever. Peki, bunun tıbbi bir açıklaması var mıdır acaba?
Tıbbi değilse bile basit bir açıklaması vardır. Her insanın vücut
ısısı, daha doğrusu önceden ayarlanmış ortalama vücut ısısı aynı
değildir. Vücudu 36 dereceye ayarlanmış bir insan, 38 dereceye
ayarlanmış bir insana göre, çevresindeki sıcaklık yükselmelerine daha
hassastır. Terleme ve dolaşım sistemlerinin termostat düğmesi daha
düşük derecelere ayarlanmış insanlar, düşük çevre sıcaklıklarında
kendilerini daha rahat hissederler.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
11/5/2008 · Kategori: Bilim
Tüm avrupa’da 12 bin tür bitki var.
Türkiye’de ise 9000.
Dünyada her yıl 16 milyon hektar orman alanı yanmaktadır.
(82 nijerya kadar)
Son 30 yılda dünya orman örtüsünün beşte biri yok oldu.
Yetişmiş bir ağaç günde 17 kişinin oksijen ihtiyacını karşılıyor ve 22.5 kilogram karbondioksiti yok ediyor.
Dünyadaki kağıt tüketiminin yarısı geri kazanılsa,
Her yıl 8 milyon hektar orman alanı korunabilir.
Dünyamız dakikada 21 hektar orman alanı kaybediyor.
Son 30 yılda dünya orman örtüsünün beşte biri yok oldu.
Her yıl doğaya 7 ağaç borcumuz var!
Çünkü;
Bir yıl içinde, kullandığımız kağıt- kartonlar ve ayrıca yaşamsal ihtiyaçlarımız için 7 adet ağacı tüketiyoruz.
Bir avrupalı yılda ortalama olarak 300 kg. Kağıt ve kağıt ürünleri tüketmektedir.
Dünyada her yıl kağıt tüketiminin yarısı geri kazanılsa,
Türkiye büyüklüğünde bir ormanlık alan yok olmaktan kurtarılmış olur.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
11/5/2008 · Kategori: Bilim
Yabancıların “akıl dişi” de dedikleri yirmi
yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş
hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek
fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz yiyeceği pişirerek yemeyi
keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ yiyecekleri yemek için
daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.
Zaten diğer bütün dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri
çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve köpek dişleri çıkar sonra
da azı dişleri. Yirmi yaş dişleri bu sırayı biraz gecikerek takip eder.
Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20
yaşını geçtikten sonra yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.
İnsanlık geliştikçe yirmi yaş dişine de çenemizde o kadar az yer
kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle
bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor.
Yerine tam oturamadığından çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir
fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih ediyorlar.
Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler
de vardır. Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize
iletirler. Yani dişimiz çürürse sinir bir problem olduğu konusunda
beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürüdükten, iş işten
geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce
sinirini alırlar.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
11/5/2008 · Kategori: Bilim
Bu, çocukların gökyüzüne bakarak en sık
sordukları sorulardan biridir. Kim bilir kaçımız, kaçamak cevaplar
vermiş, uçağın motorlarından çıkan duman olduğunu söylemiş ama aynı
yükseklikte uçan her uçakta aynı şeyin olmadığını açıklayamamı-şızdır.
Bir bulutun oluşabilmesi için, havanın, yeryüzünden buharlaşan suyu
absorbe edemeyecek, yani içine alamayacak kadar düşük sıcaklık ve
basınçta olması, bir de bulutu oluşturacak su damlacıklarının
etraflarında tutunabilecekleri toz parçacıklarının olması gereklidir.
Yerden 10 bin metreden fazla yükseklikte uçan yolcu ve savaş
uçaklarının uçtuğu bu yükseklikte normal şartlarda hava çok temizdir,
hiç toz yoktur, yani bir bulutun oluşması için gereken şartlardan biri
eksiktir.
Bilindiği gibi jet uçaklarının motorları, ön taraflarından havayı
alarak, yakıt ile yakar ve işlev tamamlandıktan sonra, arka
taraflarındaki küçük çaptaki egzozdan büyük bir basınç ile dışarı
verirler. Bu motorların aldıkları hava ile birlikte giren su buharı,
motorun içinde daha da koyu hale gelerek dışarıdaki çok soğuk havanın
üzerine püskürtülür. Buna teknik dilde ’sublime’ olma olayı denir. Yani
buhar halindeki suyun, sıvı hale geçmeden, doğrudan donması, buz haline
geçmesidir.
Aslında uçakların arkalarında bıraktıkları bulut, insan yapısı bir
buluttan başka bir şey değildir. Soğuk havada verdiğimiz nefes havada
nasıl buharlaşıyorsa onun gibi bir şeydir. Deniz seviyesinde, yüksek
sıcaklık ve basınçta buharlaşan suyu hava kolayca absorbe eder.
Yükseklik arttıkça, hava sıcaklığı ve basınç düştükçe, hava artık su
buharını içine alamaz hale gelir. Ancak bulutun oluşması için bir
üçüncü şart daha vardı, yani toz parçacıkları.
İşte burada toz parçacıklarının görevini, uçağın motorlarından egzost
olarak çıkan yakıt parçacıkları yerine getirir. Bu sayede bir bulutun
oluşması için üç şart da yerine getirilmiş olur ve motorların gerisinde
uzun, ince bir bulut oluşur.
Esasında alçak irtifada uçan uçaklarda da aynı şey oluşur, motorlardan
su buharı salınır ama düşük ısı, nem miktarı, rüzgar yönü gibi etkenler
tam oluşmadığı için uçakların arkasında beyaz bulut oluşmaz. İlave
edelim ki, bu olayda uçağın ve motorlarının cinsi ve kapasitesinin
hiçbir etkisi yoktur.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
11/5/2008 · Kategori: Bilim
Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir.
Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan
meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı
ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü
atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Katıların
atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.
Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş
düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik
yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın
yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen
bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.
Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış
etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar
bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve
yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda
arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken
hafifçe kırılır.
Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri
niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir? Bir cismin üzerine
gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini
yansıtmadığında siyah renkte göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak
kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını
beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde
geçirmektedir.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
11/5/2008 · Kategori: Bilim
Her yıl sonbahar mevsimi ile birlikte ağaçlar, dinlenme dönemlerine girerler.
Yaprakları tek tek sarı renge bürünüp, kıvrılır, sonra da dökülür.
Bundan sonra ağaç, artık bir sonraki ilkbahara dek çok az bir gelişim
gösterir.
Bu, belki biraz hüzünlüdür ama, yaprakların önce sarı, sonra
kahverengi ve kırmızı renge dönüşmeleri çok ilginç bir görünüm ortaya
koyar.
Bu olayın açıklanması çok kolaydır. Yaşayan birer organizma olarak
bitkiler, yaprakların sağladığı organik maddelerden yararlanarak
beslenmek zorundadırlar.
Aynı zamanda, tıpkı hayvanlar gibi, kullanmadıkları maddeleri dışarıya
atarlar. Hayvanların bu maddeleri hemen dışarı atabilmelerine karşın
bitkiler, bu maddeleri sonbahara dek bünyelerinde bulunan bezlerde
saklarlar.
Yaprak dökme zamanı geldiğinde, ağaç, yapraklarda bulunan tüm
yararlı maddeleri özümler ve geriye kalan işe yaramaz maddeleri
yaprakları ile birlikte döker, işte yaprağa sırası ile sarı, kahverengi
ve kırmızı rengi veren de budur.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
11/5/2008 · Kategori: Bilim
Kuşların sürüngenlerden evrimleştiğini iddia
eden evrim teorisi, bu iki ayrı canlı sınıfı arasındaki dev farkları
asla açıklayamamaktadır. Kuşlar; içi boş hafif kemiklerden oluşan
iskelet yapıları, kendilerine özgü akciğer sistemleri, sıcakkanlı
metabolizmaları gibi özellikleriyle sürüngenlerden çok farklıdır.
Kuşlarla sürüngenlerin arasına aşılmaz bir uçurum koyan bir başka
özellik ise, tamamen kuşlara has bir yapı olan tüylerdir.
Tüyler kuşları bu kadar ilginç kılan estetik unsurlardan en
önemlisidir. “Tüy gibi hafif” sözü tüyün o zarif yapısındaki
mükemmelliği açıklar niteliktedir.
Temelde protein yapısına sahip olan tüyler keratin adı verilen bir
maddeden yapılmıştır. Keratin, derinin alt tabakalarındaki yaşlı
hücrelerin besin ve oksijen kaynaklarından uzaklaşarak ölmesi ve
yerlerini genç hücrelere terk etmesi sonucu oluşan sert ve dayanıklı
bir maddedir.
Kuş tüylerindeki mükemmel yaratılış hiçbir evrimsel süreçle
açıklanamayacak kadar komplekstir. Ünlü kuş bilimci Alan Feduccia,
“tüylerin her özelliği aerodinamik fonksiyona sahiptir. Hafiftirler,
kaldırma kuvvetleri vardır ve kolaylıkla eski biçimlerine dönebilirler”
der. Feduccia, evrim teorisinin çaresizliğini ise şöyle kabul eder:
Uçmak için böylesine tasarlanmış bir organın, nasıl olup da ilk başta
başka bir amaca yönelik olarak ortaya çıktığını anlayamıyorum.
Tüylerdeki bu yaratılış, Charles Darwin’i de çok düşündürmüş, hatta
tavus kuşu tüylerindeki mükemmel estetik kendi ifadesiyle Darwin’i
“hasta etmiş”ti. Darwin, arkadaşı Asa Gray’e yazdığı 3 Nisan 1860
tarihli mektupta “gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu. Ama
kendimi zamanla bu probleme alıştırdım” dedikten sonra şöyle devam
ediyordu:
Şimdilerde ise doğadaki bazı belirgin yapılar beni çok fazla rahatsız
ediyor. Örneğin bir tavus kuşunun tüylerini görmek, beni neredeyse
hasta ediyor.
Tüycükler ve Çengeller
Eğer bir kuş tüyünü mikroskop altına alır ve incelersek, karşımıza
olağanüstü bir yaratılış çıkar. Tüylerin ortasında hepimizin bildiği
uzun ve sert bir boru vardır. Bu borunun her iki tarafından yüzlerce
tüy çıkar.
Boyları ve yumuşaklıkları farklı olan bu tüyler kuşa aerodinamik
özellik kazandırır. Ancak daha da ilginç olanı, bu tüylerin herbirinin
üzerinde de, “tüycük” denilen ve gözle görülemeyecek kadar küçük olan
çok daha küçük tüylerin bulunmasıdır. Bu tüycüklerin üzerinde ise
“çengel” adı verilen minik kancalar vardır. Bu kancalar sayesinde her
tüycük birbirine sanki bir fermuar gibi tutunur. Bu muhteşem yaratılışı
daha yakından görmek için turna kuşunun tüylerinin yalnızca birisini
ele alalım. Bu tek tüyün üzerinde, tüy borusunun her iki yanında uzanan
650 tane incecik tüy vardır. Bunların her birinde ise 600 adet
karşılıklı tüycük bulunur. Bu tüycüklerin her biri ise, 390 tane
çengelle birbirlerine bağlanır. Çengeller bir fermuarın iki tarafı gibi
birbirine kenetlenmiştir. Birbirine çengellerle kenetlenen tüycükler, o
kadar bitişiktir ki, duman üflendiği takdirde bile aralarından geçemez.
Çengeller herhangi bir şekilde birbirinden ayrılırsa, kuşun bir
silkinmesi veya daha ağır hallerde gagasıyla tüylerini düzeltmesi
tüylerin eski haline dönmesi için yeterlidir.
Kuşlar hayatlarını devam ettirebilmek için tüylerini daima temiz,
bakımlı ve her an kullanıma hazır tutmak zorundadır. Tüylerin bakımı
için kuyruklarının dibinde bulunan yağ keselerini kullanır. Gagalarıyla
bu yağdan bir miktar alarak, tüylerini temizler ve parlatır. Bu yağ,
yüzücü kuşlarda, suyun içinde veya yağmur altındayken suyun deriye
ulaşmasına engel olur.
Dahası kuşlar tüylerini kabartarak, soğuk havalarda vücut ısılarının
düşmesini engeller. Sıcak havalarda ise tüylerini vücutlarına
yapıştırarak, vücutlarının serin kalmasını sağlar.
Tüy Tipleri
Vücudun çeşitli yerlerinde bulunan tüylerin her birinin görevi
farklıdır. Kuşun karnındaki tüyle kanat ve kuyruk tüyleri birbirinden
farklı özelliklere sahiptir. Büyük tüylerden meydana gelen kuyruk
tüyleri dümen ve fren görevini yerine getirir. Kanat tüyleri ise, kanat
çırpma esnasında açılarak yüzeyi genişletecek ve kaldırma kuvvetini
artıracak bir yapıdadır. Kuşun kanadını aşağı doğru çırpması sırasında,
tüyler birbirlerine yakın duruma gelerek, aralarından hava sızması
engellenir. Kanatların yukarıya doğru kalkışı esnasında ise tüyler
iyice açılarak aralarından havanın geçmesine elverişli bir pozisyon
alır. Kuşlar, uçabilme yeteneklerini koruyabilmek için belirli
dönemlerde tüy döker. Yıpranmış ya da yırtılmış büyük tüyler,
görevlerini tam olarak yerine getiremedikleri için hızla yenilenir.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
11/5/2008 · Kategori: Bilim
-Badmintonun günümüzde bilinen adını, İngiltere Gloucestershire’daki Beaufort Dükü’nün Badminton Evinden aldığını,
-Uluslararası Badminton Federasyonuna 147 ülkenin üye olduğunu,
-Badminton dünyanın en hızlı raket sporu olup, topun raketten yaklaşık 300 km/saat hızla ayrıldığını,
-Bir badminton oyuncusunun sadece bir maçta 2 kilometreden fazla yol kat ettiğini,
-Topun ağırlığının 4.74 ile 5.50 gram arasında olduğunu,
-En iyi badminton topunun kazların sol kanat tüylerinden yapıldığını,
-Bir top için 16 kanat tüyü kullanıldığını,
-En büyük badminton topunun, Cansas City Müzesinde olup, normal ölçülerden 48 kat daha büyük ve 2500 kilo ağırlığında olduğunu,
-Thomas Kupasını erkekler kategorisinde 1948 yılından beri en çok Malezya, -Endonezya ve Çin takımlarının kazandığını,
-En ünlü badminton severler arasında Paul Newman, Diego Maradonna ve Nick Faldo olduğunu,
-Badmintonun Çin ve Eski Roma uygarlıklarında raket yerine ayakla oynanan bir oyun olduğunu,
-İlk kez 1992 yılındaki olimpiyatlarda resmi olarak oynandığını ve resmi olimpiyat oyunu olarak kabul edildiğini, biliyor muydunuz?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!